Kuzgun Bey’in Çöplüğü | Kuzguncuk Gezi Rehberi

Nisan bitti. Soğuk akşamlar ılıdı, serin sabahlar ısındı. Okumuş olduğunuz yazıyı yazan ellerim de uzun zamandır kâğıt kalem görmediğine göre, çantamı alıp sokak sokak dolaşmanın vakti gelmiştir.

Ben kalabalıktan korkan bir insan olarak çoğu yere gitmeden önce oranın popülerlik oranını araştırır, kalabalık potansiyelini ölçer yolculuğa öyle çıkarım. Yine bu az bilinen mekânlar arayışımda karşıma çıktı Kuzguncuk. İlk görüşte aşka inanır mısınız? Ben Kuzguncuk’u gördükten sonra inandım. Fotoğraflarda bir harikaydı üstelik kalabalık korkumu tetikleyecek bir tehdit de barındırmıyordu. Karar aşamasını biraz hızlı geçip çantamı aldığım gibi attım kendimi dışarı. Gözümü açtığımda elimde simit poşeti ile -içindeki simitten eser yoktu- Üsküdar İskelesi’nde buldum kendimi.

Azıcık Yürü

Şimdi işin buradan sonrası biraz farklı. Üsküdar denince akla gelen Kız Kulesi’ni bir unut önce. Bu sefer gideceğimiz yer tam tersi istikamette. Üsküdar – Kuzguncuk arası toplu taşıma seferleri mevcut fakat bana soracak olursanız bir yeri gezmenin en iyi yolu orada kaybolmaktır ve eğer gezerken ayaklarınızı kullanırsanız bu işi biraz daha kolaylaştırır. İcadiye Caddesi’ne kadar olan yol uzun fakat yürümesi zevkli. Yol boyunca size sırasıyla eşlik edecek olan çınarlar, lüks evlerin bahçelerinden taşan begonviller, köprü manzaralı bir adet sahil ve sanatseverlerin görünce şöyle derin bir iç çekeceği Üsküdar Tekel Sahnesi de var.

Başlangıç olarak İcadiye Caddesi derim çünkü hem asıl gezinize başlamadan önce Çınaraltı’nda soluklanabilir hem de Kuzguncuk’un merkezi olan bu caddeden bolca ilham alabilirsiniz. Böylece tatlı bir başlangıç yapmış olursunuz, benden söylemesi.

Geç Bunları

“Hangisine girsem?” diye kafayı yemeden önce mekânları pas geçin. İcadiye caddesi uzun ve bolca ara sokağa sahip. İşte bu ara sokaklardan bahsetmek istiyorum. Muhtemelen bir ara kaybolduğunuzu düşüneceksiniz. Yolu elbet bir şekilde bulursunuz. Ben de her zamanki gibi hiç düşünmeden daldım caddenin sonundaki ara sokaklardan birine. Özellikle yavaş yürümenizi tavsiye ederim çünkü buranın rampaları diğerlerininkine benzemiyor. En yukarıya kadar dayanabilirseniz kazanan siz oluyorsunuz. Hem sessizlik hem de manzara açısından. Tekrar aşağıya inmeyi istemeyebilirsiniz. Özellikle “Bicanefendi Sokağı” hem zorlu hem de seyir noktası olarak en mükemmel yerdir diye düşünüyorum. Eski evlerle ve ara ara gecekondularla dolu sokakları gezdikten sonra bu zirvedeki merdivenlerde bir süre nefeslenebilirsiniz.

Tekrar aşağı indiğinizde kendinizi yine İcadiye’nin ortasında bulacaksınız.

Belirtmeden geçemeyeceğim “İstanbul’un yarısı ya inşaat ya dizi seti” lafı doğruymuş meğer. Ben aklım bir karış havada dolaşırken bir ikisine rastladım. Siz de sessiz ve kimsesiz ara sokaklarda gezerken kazandığınız tebessümleri bir TV kanalının dizi seti ile kaybedebilirsiniz.

Kuzguncuk’ta herkes gibi benim de ilgimi çeken kilise, sinagog ve caminin yan yana duruyor olması oldu. Üstelik zamanında cami yapmak için yer bulunamayınca, kilise kendi bahçesini vermeyi teklif etmiş. Bu manzara hafif bir tebessüm ettirdi doğrusu. Zeki insanlarsınız, mesajı anladınız siz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir